Türkiye’nin istiklal yürüyüşü sürüyor: Yaşar Hacısalihoğlu

Son günlerde özellikle McKinsey ve Papaz Brunson üzerinden bazı çevreler özel bir gayretin içindeler.

Gerçekten milli reflekslerinin duygu yüküyle yaklaşanları ayrı tutarak, bu çevrelerin samimiyet ölçüleri gerçek niyetlerini örtemeyecek kıvamda.

Bu çevreler; Papaz Brunson’un tahliyesini kamu vicdanını etkileyen yanından bağımsız olarak Türkiye’nin ABD ile yaşadığı sorunların ana odağıymış gibi göstererek, sanki ortada teslimiyete razı olmuş, baskılara boyun eğmiş ve böylece koyduğu hedeflerden, tuttuğu rotadan vazgeçerek, istiklal yürüyüşünü sonlandırmış bir irade varmış gibi bir hava estirmeye çalışıyorlar.

Dertleri, ABD’nin FETÖ, PKK/PYD terör yapılarıyla giderek yapısal hale gelen ilişkilerine karşı hassasiyetleri asla değil. Aynı çevreler; Türkiye’nin Suriye’de Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı askeri harekatlarıyla süren kararlılığından da pek hoşnut değiller.

Bu çevrelerin; Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemine karar kılmasına da, özellikle savunma sanayiindeki yüksek teknolojiye dayalı milli üretim hamlesine de sempatiyle baktıkları söylenemez. Cumhurbaşkanı Erdoğan düşmanlığı öylesine gözlerini, yüreklerini, zihinlerini karartmış durumda ki, maalesef Türkiye karşıtlarıyla aynı safa düşmüş durumdalar.

Kim ne derse desin, kimler hangi şer çabalara meylederse etsin Türkiye bağımsızlık mücadelesi vererek, geleceğini güvenli kılmanın kararlılığındadır.

Dört koldan yapılan saldırılara dirençle, inançla karşı koymayı başarmıştır.

Kolay mıdır, 50 yıllık Soğuk Savaş döneminin tek yanlı blok bağımlılığından zihnen kurtulmak?

Kolay mıdır, bir yandan iç cephede gedikler açmaya çalışanlara karşı mücadele ederken, bir yandan da dış cephede topyekun savaştan muzaffer çıkabilmek?

Kolay mıdır, 40 yıldır ülkenin hemen her kurumuna sızmış, yerli, milli olan hangi değer, hangi unsur varsa köreltmek üzere konumlanmış, başka bir ülkenin derin devlet unsuru olarak gladyo örgütlenmesine, istihbarat yapılanmasına, ihanet şebekesine karşı soluksuz mücadele etmek?

Kolay mıdır, bir yandan Suriye’nin kuzeyinde terör koridoru yapılanmasına yönelik terör örgütüne; silahı, aklı, üniformayı, stratejiyi veren diğer yandan Türkiye’nin müttefiki olarak kimliklenen, NATO ülkesi küresel bir güce karşı haysiyetle direnmek ve boyun eğmemek.

Kolay olmayan tüm bu şerler, güçlü liderlikle, millet iradesini diri, canlı tutarak bertaraf edilmiştir, edilmeye devam edilmektedir.

Tüm bu mücadele içinde, Türkiye; bir yandan da başta ekonomide olmak üzere hemen her alanda milli seferberlik ruhuyla davranarak güçlü, bağımsız, ileri teknoloji üreten, tek yanlı dışa bağımlılığa boyun eğmeyen bir konuma, kimliğe, hedefe kilitlenmiştir.

Ne McKinsey konusu, ne papaz Brunson’un yargılama sürecinin sonuçları; ne Türkiye’nin büyük mücadelesinin caydırıcıları olabilir, ne gelecek hedefinden kopartılması anlamına gelebilir, ne de teslimiyete razı olunacağının işareti sayılabilir.

Türkiye’nin istiklal yürüyüşü uzun, meşakkatli, kararlılık içinde, inançla, dirençle sürecek. Bu uzun yolculuğun inişli, çıkışlı olması, menzile erişimin engeli olamaz. Esas olan hedeflere olan inançla, kararlılıkla bağlılığın varlığıdır.

Papaz Brunson hangi gerekçeyle olursa olsun, tahliye edilmiş olması; bundan böyle ABD’nin beklentilerinin yerine getirileceği, Türkiye’nin FETÖ, PKK/PYD terörüne karşı mücadeleden vazgeçeceği, Suriye’de terör koridorunun yapılanmasına müsaade edeceği, ABD istemediği için S-400’lerden vazgeçeceği, savunma sanayiinde milli üretim hamlelerini durduracağı anlamına gelmiyor.

Kimse boşuna heveslenmesin. Hiçbir kuvvet Türkiye’nin İstiklal yürüyüşünü engelleyemeyecek…

Advertisements

S. Arabistan ve Türkiye’nin ‘içeriden operasyon’cuları, Rus uçağı düşürülmesi örneği Kaşıkçı olayı bölgede yeni cepheler açma plânı mı? Uyanın, hepimiz aynı gemideyiz! İbrahim Karagül

Türkiye’nin hiçbir meselesi yerel değildir. Ekonomiden güvenliğe, iç iktidar yapısından bölgesel ve küresel gelişmelere kadar hiçbir mesele Türkiye ile başlayıp biten mesele değildir. Bazı gelişmelere takılıp içeride intikam peşinde olanların, o örneklerden kendilerine bir şey çıkarmaya çalışanların kesinlikle başka ajandaları vardır.

Brunson olayından Cemal Kaşıkçı meselesine, dolar saldırısından Münbiç’e ve Fırat’ın Doğu’suna, Türkiye ile ABD arasındaki çok boyutlu uzlaşmazlıklardan 15 Temmuz saldırısına, Türkiye-Suudi Arabistan geriliminden içeride bu gelişmelerden muhalefet ve müdahale alanları çıkarmaya çalışanlara kadar, her şey çok boyutlu, çok cepheli, çok denklemli, kesinlikle tamamen Türkiye’nin “zaafları”yla sınırlı olmayan meselelerdir.

Kimse bu olaylarda “içeriden müdahale” fırsatı aramasın!

Hiçbir düşmanlığın, hiçbir dostluğun kalıcı olmadığı bir dünya biçimleniyor. Hiçbir sorunun yerel olmadığı bir dünya şekilleniyor. Bu yüzden kimse ezberden konuşmasın. Her genelleme kısa bir süre sonra kendisiyle çelişecektir. Dünyada büyük ülke, büyük güç kalmamıştır. Her güç, etkin hareket edince, çok daha büyük güçleri hareketsiz hale getirebiliyor, kilitliyor, ayarını bozabiliyor.

Bu gerçekler ortada iken, kimse “içeriden operasyon”a girişip ucuz söylemler üzerinden siyasi hesaplar gütmesin, Türkiye kamuoyunun zihinlerini bulandırıp onları çokuluslu yeni müdahalelere açık hale getirmeye çalışmasın.

Kaşıkçı olayı sadece cinayet, sadece adam kaçırma değil..

Gazeteci Cemal Kaşıkçı olayı, işte bu çokuluslu paketlerden biridir. Asla sadece bir cinayet, sadece adam kaçırma, sadece bir muhalifi devre dışı bırakmayla sınırlı değildir. Asla sadece Türkiye ile, sadece Suudi Arabistan ile sınırlı değildir. Asla sadece Veliaht Selman’ın çılgınlıklarıyla, BAE Veliahtı Muhammed Bin Zaid’in kişisel hesaplarıyla sınırlı değildir.

ABD’den Avrupa’ya, Suudi iç iktidar yapısından Türkiye-S. Arabistan ayrışmasına, coğrafyanın yeniden dizaynından Suudi-İran savaşı senaryolarına, Katar-Türkiye yakınlığından Suriye savaşı sonrası açılması planlanan Basra Körfezi cephesinden ABD-İsrail-Mısır-Suud-BAE eksenine kadar çok boyutlu karanlık bir olaydır.

Kaşıkçı ve arkasındaki ‘karanlık senaryolar’ aydınlatılmazsa ne olur?

Bu yüzden, Kaşıkçı cinayeti bir an önce aydınlatılmalıdır. Ama Kaşıkçı meselesinin arkasındaki karanlık hesaplar da bir an önce aydınlatılmalıdır. Aydınlatılamazsa ne olur? Türkiye’de yeni müdahale hazırlıkları aydınlatılamamış olur. Türkiye ile Arap dünyasını birbirinden koparmaya dönük planlar aydınlatılamamış olur. Suriye’nin kuzeyindeki hesaplar, Mısır’daki Sisi darbesinin mahiyeti anlaşılamamış olur. Suriye sonrası nasıl bir çokuluslu proje hazırlandığı, bu projenin bütün bölgeyi nasıl sarsacağı öngörülememiş olur.

Ankara ve Riyad ABD’nin müdahale kapısını kapatsın

Türkiye ve S. Arabistan, Kaşıkçı olayının uluslararası müdahaleyi çağıran, iki ülkeyi de provoke etmeyi amaçlayan bütün kapılarını kapatmalı. ABD’nin olaya müdahalesi, Dışişleri Bakanı’nı göndermesi, “yoksa sizi cezalandırırız” söylemi, olayda Mısır istihbaratı ve BAE’nin rolü endişe vericidir ve çokuluslu müdahalenin ipuçlarını sunmaktadır.

Bölge ülkeleri arasındaki uyuşmazlıklara, gerilimlere, çatışmalara hatta farklı görüşlerin arasına “sızan” her Batılı müdahale, çok ağır bölgesel sorunlara yol açıyor. Bugüne kadar hep böyle olmuştur. Onların müdahil olduğu hiçbir sorun çözülememiş, karanlıkta kalmış, onlar da bunun üzerinden başka senaryolar uygulamıştır. Çünkü o oyunu büyük oranda onlar kurmuştur.

Türkiye ve S. Arabistan’ın ‘içeriden operasyon’cuları ve Rus uçağı meselesi…

Bölge ülkeleri kendi içyapılarına, söz konusu çokuluslu müdahaleler cephesinde hareket edenlere, “içeriden operasyoncular”a özellikle dikkat etmeli. Bugünlerde bu konu çok daha acil hale gelmiştir. Suriye savaşı başlarken Türkiye içinde başlatılan kamuoyu çalışması benzeri bir psikolojik operasyona müsaade edilmemelidir. Çünkü biz, Gezi olaylarından bu yana o çokuluslu senaryoların doğrudan tanığıyız, nasıl yapıldığını biliyoruz, bu yüzden alarm durumunda olmalıyız.

S. Arabistan açısından baktığımızda, bazı iktidar çevrelerinin ABD ve İsrail’le ortak iradelerinin hem S. Arabistan’a hem bölgeye nasıl ayrışmalar getirdiğini, nasıl yeni müdahale alanları açtığını da görüyoruz. Özellikle bu çevrelerin “İran’la savaş, Türkiye ile düşman ol” tezini nasıl işlediklerini, senaryonun aslında doğrudan S. Arabistan’ın imhasına dönük olduğunu da biliyoruz.

Türkiye’de Rus uçağının düşürülmesi “vatansever” bir savunma hareketi olarak pazarlanırken daha sonra Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getirip Suriye’de iş bitirmeye, 15 Temmuz’a yol açmaya, Türkiye’yi yalnız ve savunmasız bırakmaya dönük senaryo olduğunu gördük.

Türkiye ile Arap dünyasını karşı karşıyla getirme planı

Türkiye ile Arap dünyasını karşı karşıya getirmeye dönük bir plan işletiliyor. Onlara “Osmanlı korkusu” pazarlanarak Arap sokaklarında “Türkiye düşmanlığı” tezi işleniyor. Bu plan, coğrafyamıza yönelik büyük bir yıkım projesidir.

Bin Zaid ve Bin Selman gibi yeni tür Arap lider profili oluşturularak, bu proje için dolduruşa getiriliyor. Yeni bir Arap milliyetçiliği dalgası inşa edilerek Arap dünyası Türkiye ve İran’a karşı savaşa sürülmek isteniyor.

Bu liderler, Türkiye ve Erdoğan’a karşı her alanda sahaya sürüldü. Teröre ve darbelere destek dâhil, şok edici senaryolara açık destek veriyorlar. Ama Türkiye, bunun Batılı büyük bir hesap olduğunu gördü. Hem Türkiye hem coğrafyanın tamamına yönelik Batılı istilânın parçası olduğunu gördü. Bu yüzden son derece dikkatli hareket ediyor, Arap dünyasının da görmesini bekliyor.

Uyanın, hepimiz aynı gemideyiz!

Irak işgali, Suriye savaşı, DEAŞ, PKK projesi, 15 Temmuz ve bu yeni “Arap dalgası” yüz yıl sonra coğrafyamıza yönelik büyük senaryonun, harita çalışmasının parçasıdır. Yüz yıl önceki cepheler kuruluyor. Oysa sanılanın aksine, hepimiz aynı gemideyiz.

Bu proje Irak ve Suriye’yi yuttu. Şimdi Türkiye, S. Arabistan, İran’a dayandı. Bu üç büyük ülke arasındaki çatışma ve cepheleşme planları başarıya ulaşırsa bütün coğrafya çökecek. Fırat’ın Doğu’sunda yürütülen harita çalışması bunun bir parçası. Türkiye-Arap dünyası arasında bir tampon bölge, duvar inşa ediliyor. S. Arabistan Türkiye ile birlikte bunu boşa çıkarmak için çalışmalı.

Arap-İran savaşının önüne geçilmeli, ‘İslâm iç savaşı’ planı boşa çıkarılmalı

Ama hem Arap dünyasında hem Türkiye içinde bu çerçevede gizli gündemi olanlar var. Açık ve örtülü bütün çalışmaları biliniyor. Türkiye içindeki yeni muhalefet ve müdahale oluşumu ile Türkiye karşıtı Arap dalgası bağlantılı.

İkisi de, Batılı istilânın, yeni bölge planlamalarının alt unsurları olarak planlandı ve uygulanıyor. Burada halklar arasında düşmanlık yok. Birileri bizi birbirimize kırdırmanın psikolojik altyapısını hazırlıyor, yeni oyunlar kuruyor.

Ankara-Riyad-Tahran arasında duvarlar inşa edilmesine izin verilmemeli. Bu, bizim kavgamız değil, onların kavgası. Başkalarının savaşı için ülkelerimizi imha etmeyelim. Yüz yıl önceki tuzaklara bir kez daha düşmeyelim.

Adamlar “İslâm iç savaşı” hazırlıkları yapıyor. Bu amaçla çok yakında Basra Körfezi’ni savaşa boğacaklar. Savaşı İslâm’ın kalbine yerleştirecekler. Tam bu dönemde Türkiye’yi hareket edemez hale getirmek istiyorlar.

Rus uçağı ve Suriye savaşı öncesi hazırlık çok önemli..

Kişisel olarak Türkiye ve coğrafya mücadelesinin üstünde bir duruşa inanmıyorum. Son birkaç yıldır, S. Suudi -İran-Türkiye eksenindeki “içeriden operasyon”ları izliyorum. Herkese anlatmaya çalıştım, başaramadım. Muhammed bin Zaid üzerinden servis ediliyor, Riyad yönetimi tuzağa düşürülüyordu.

Aklıma yeni bir Rus uçağı senaryosu olabilir mi, diye sorular geliyor. Bu konu önemli.. Suriye savaşının başlarında sahaya sürülen ve birçoklarını rehin alan senaryo geliyor. Birinde Türkiye-Rusya kapıştırılacaktı. Diğerinde Suriye bitti. Oyunu kim kurdu, nasıl oynuyor, bulmamız gereken bu.

Dördüncü İstiklal Savaşı da ‘Karşı Darbe’ ile kazanılacak. Erken doğum, gizli ortaklar, ekonomide ‘temizlik’ zamanı..

Türkiye, kendini hedef alan ekonomik kuşatmayı, ABD’nin topyekun ekonomik saldırısını yeni bir “Karşı Darbe” ile atlatacak. Bu, ülkemizin son beş yılda yaşadığı dördüncü İstiklal Savaşı’dır. Ama asıl hesaplaşma içeride görülecek. Her saldırı sonrasında olduğu gibi, bu saldırıdan sonra da büyük bir “temizlik” yapılacak. Sermaye yapısında değişikliklere, ekonomik güç kaymalarına, milli direnç gösteren şirketlerin güçlenmesine, çokuluslu müdahale ile gizli ortak olanların zayıflamasına tanık olacağız..

Nasıl mı? Anlatalım…

Çünkü ülkemiz, her büyük saldırıdan sonra kendini yenilemiş, daha da güçlendirmiştir. Saldırı hangi alanda gelmişse, o alan güçlendirilmiş, sağlamlaştırılmış, sarsılmaz hale getirilmiştir. Kendi sürecinde, tedrici olarak devam eden dönüşüm, ardı ardına gelen saldırı dalgalarıyla hızlandırılmış, saldırıların üstesinden gelme bir zaferken o alana güçlendirme ikinci bir zafer olmuştur.

Öyle ki; normal yıllarda gereken hız ve kararlılıkla yapamadığımız “temizliği”, başımıza gelen “musibetler” sonrası çok daha kararlı biçimde yapıyoruz. Her musibetin hayra çevrilmesi böyle bir şeydir.

İlk saldırı Gezi terörüdür: İki zaferle sonuçlanmıştır..

Gezi terörü buna ilk örnektir: Bazı sermaye çevreleri, ABD ve Avrupalı istihbarat çevreleri tarafından planlanan ve yönetilen, sokak terörüyle rejim değiştirme, mezhep kimliği kullanılarak iç çatışma çıkarma, Türkiye’yi yeniden ABD eksenine, Batı eksenine hapsetme, Türkiye’nin büyük tarih yürüyüşünü başlatan Erdoğan’ı ve çevresini tasfiye etmeydönük bu projede, marjinal, parçalanmış küçük gruplar kullanılmış, ülke kaosun eşiğine getirilmiştir.

Ancak saldırı fiyaskoyla sonuçlanmış, devletin çelik çekirdeği daha da güçlenmiş, milletimiz çokuluslu saldırıların ne olduğuna, nasıl müdahaleler yapıldığına ilk kez bu kadar açık biçimde tanık olmuş, bu da toplumsal dayanışmanın zeminini oluşturmuştur.

Gezi terörünün sonucu; devletin merkez iktidar alanının güçlenmesi,Türkiye’yi büyük yürüyüşe yönlendiren siyasi aklın daha da olgunlaşması, en önemlisi de o marjinal çevrelerin yok olması olmuştur. Bu bir temizlik harekatıdır. Bir arınma, yabancı unsurların kontrolündeki yapıların direncini tasfiye etme harekatına dönüşmüş, Türkiye ilk “karşı darbe”yi gerçekleştirmiştir.

17-25 Aralık finansal darbe girişimi ve büyük temizlik..

İkinci örnek yine bir dış müdahale ile gelmiştir. 17-25 Aralık’ta, bu sefer finansaldarbe girişimi gerçekleştirilmiştir. Bu da çokuluslu bir müdahaledir. ABD yönetimi, FETÖ’yü harekete geçirerek “Türkiye’yi ve Erdoğan’ı durdurmak” için düğmeye basmıştır.

İçeride ve dışarıda olağanüstü medya desteği ile, insanların en hassas olduğu “yolsuzluk” teması pazarlanarak ağır bir saldırı gerçekleştirildi. Erdoğan, ailesi, çevresi, Türkiye’nin büyük mücadelesine omuz veren, en ön safta mücadele eden herkes hedef alındı. Saldırı sonrası hükümet devrilecek, Türkiye Atlantik eksenine hapsedilecek, bugüne kadar edinilmiş kazanımlara el konulacak, sermaye yapısı yeniden biçimlendirilecekti.

Bu da başarısız oldu. O günden itibaren hem devlet, hem millet nasıl bir çokuluslu cephe ile karşı karşıya olduğunu daha iyi anladı. Gezi ve 17-25 Aralık’a destek veren sermaye çevrelerinin bir bölümü bugün neden yok, düşünelim. Çünkü temizlendi. İkinci saldırı da yeni bir arınma ile, bir ekonomik duyarlılığın gelişmesiyle, bir temizlikle sona ermişti. Bir musibet daha “iki zafer”le kazanıldı.

15 Temmuz: Tarihte görülen en büyük temizlik ve 3. “çifte zafer”

Vazgeçmediler.. Çünkü Türkiye durdurulmalıydı. Dünya bir araya gelip bu ülkenin hızlı yükselişini engellemeliydi.

Üçüncü kez harekete geçtiler: Yine FETÖ’ye intihar saldırısı talimatı verdiler. PKK ve diğer terör örgütleri ile koordinasyon içinde Cumhuriyet tarihi boyunca bu ülkeye yönelik en büyük çokuluslu saldırı başladı. Bu bir imha harekatıydı. Gezi ve 17-25 Aralık’ta yapılamayanın da hıncıalınacaktı. Ülkemize topyekun müdahale başladı. Atlantik ittifakı o gece bu ülkede milli olan, vatan ekseninde olan ne varsa, kim varsa hepsine saldırdı. Cumhurbaşkanı’nı şehit etmek için ölüm mangaları bile gönderildi.

Milletimiz, şanlı bir direnişle birkaç saatte dünyanın en büyük güçlerini yenmeyi bildi. Bu bir mucizeydi. Türkiye mucizeler ülkesi olmuştu. Birinci Dünya Savaşı sonrası başlayan en büyük saldırı, Birinci Dünya Savaşı’nın intikamı alınırcasına boşa çıkarılmıştı. Sadece FETÖ ve PKK değil, ABD yenilmişti.

Bu da bir “çifte zafer”di. Hem işgal güçleri ve onların içerideki tetikçileri yenilmiş hem de bu ülkedeki yabancı istihbarat ağlarına, uzantılarına, çetelerine, operasyon adamlarına karşı her alanda büyük bir temizlik başlatılmıştı. TSK’da, Emniyet’te, devletin bütün kurumlarında, medyada, sermaye çevrelerinde, STK’larda büyük bir temizliğe girişildi ve hala devam ediyor.

Üç “Karşı Darbe”, üç büyük hesaplaşma..

15 Temmuz olmasaydı, bu kadar sistematik bir arınma bu ülke için mümkün değildi, olmayacaktı, olamayacaktı. FETÖ’cüler hala en kritik kurumları yönetiyor olacaktı. PKK hala ağır saldırılar yapıyor olacaktı. Suriye’den kuşatma başarılı olacaktı ve Türkiye cephesi açılacaktı.

İlk üç saldırı üç büyük zaferle sonuçlandı. Üstelik her saldırıda devlet de millet de iktidar da daha güçlendi. Milli devlet aklı, milletin ortak dayanışması, saldırının arkasındaki güçlerle hesaplaşma iradesi ve mücadelesi güç kazandı. Tarih, siyasi genetik, bir kere harekete geçmişti ve Atlantik çevresinden gelen her saldırı çok ağır bir karşı darbe ile sonuçlanıyordu. Üç saldırı da, üç mücadele de birer İstiklal Mücadelesi’ydi.

Dördüncü kez saldırıyorlar: Ekonomik savaş da “Karşı Darbe” ile sonuçlanacak!

Şimdi ilk üç saldırının yenilgisiyle dördüncü saldırıyı yapıyorlar. Türkiye ABD tarafından tam bir ekonomik savaşla kuşatmaya tabi tutuldu. Ambargolar, vergi artırmalar, Beyaz Saray’dan ardı ardına gelen tehditler, son derece ahlaksızca Türkiye’yi hedef almalar, ekonomiyi çökerterek toplumsal huzursuzluk oluşturma ve içeride kontakta oldukları siyasi çevreleri harekete geçirme hesapları..

Mesele casus Brunson değil. Mesele sadece dolar değil. Bu, ekonomi ile başlatılan dördüncü büyük saldırıdır. ABD açık biçimde Türkiye’ye savaş ilan etmiştir. Saldırının yeni hamleleri gelecektir, çatışma ve ayrışma daha da derinleşecektir.

Ama Türkiye’nin sadece Türkiye olmadığı çok yakında anlaşılacaktır. Rusya’dan, Çin’den, Asya ülkelerinden, Almanya gibi Avrupa’dan gelen tepkilere bakılırsa, Trump yönetimi Türkiye’yi dize getirmek için yola çıkarken kendini dünya ile ekonomik savaşın içinde bulmuştur. Karşısında küresel ölçekte bir cephe biçimlenmekte, bu cephe ABD’yi ve dolarını ortak tehdit görmektedir.

Ekonomide, sermayede ciddi temizlik yapılacak

İşte şimdi bu ekonomik kuşatma girişimine, saldırıya karşı yeni bir milli mücadele, yeni bir İstiklal Savaşı yürütülmektedir. Türkiye’nin devlet yapısı da, siyasi aklı da, direnci de, yönetimin iradesi de güçlüdür. Artık el açma, yardım isteme, merhamet dilenme Türkiye’si yoktur, olmayacaktır. Bu savaş kazanılacaktır. Üstelik yeni bir “çifte zafer” kazanılacaktır.

İlk üç saldırı ve zaferde nasıl o alanlarda temizlik yapıldıysa, nasıl bir arınma yaşandıysa, nasıl devlet ve millet kendini yeniden kurduysa, nasıl zaaf alanları ve zayıf alanlar güçlendirildiyse yeni bir temizlik zamanı başlayacaktır.

Şunu kesinlikle söyleyeyim: Bu saldırı, ekonomide, finansta millileşmenin fırsatı olacak, çok ciddi bir temizlik, arınma başlayacaktır. Sermaye yapısında ciddi değişiklikler olacak, ülkemizinmili duruşunda tereddüt gösteren, müdahaleci çevrelerle iş tutanlar zayıflayacaktır.

Erken doğum, gizli ortaklar, milli direnci olan şirketler..

Milli, yerli, Türkiye’nin küresel ölçekte hesaplaşmasının öncüsü şirketler ve sermaye yapıları güç kazanacaktır. Öyle de olmalıdır. Çünkü yüzyılın mücadelesi verilirken, hiç bir devlet, zaaf alanlarına müsaade etmez, hiçbir güç gizli ortağa müsaade etmez, hiçbir ülke ekonomik gücünü müdahale için kullananlara müsamaha göstermez.

Türkiye’ye yönelik ekonomik savaş planlarına “erken doğum” yaptırılmıştır. Siz asıl bundan sonra ekonomi-finans alanındaki millileşmeye, arınmaya dikkat edin! Asıl hesaplaşma burada olacaktır..

Türkiye’nin sermaye yapısı yeniden belirlenmeli, çok köklü değişimler yapılmalı. Ekonomi üzerinden siyasi iktidar alanı oluşturan “yerli yabancılar”“içeriden işgalciler” kesinlikle tasfiye edilmelidir. Bu, milli ekonomiye geçiş fırsatıdır.

Erdoğan’ın meydan okuması. Bize yüzyılın cesareti lazım. Yeni Amerikan Yüzyılı bitti. Artık bir Türkiye Ekseni var!

Artık bir “Türkiye Ekseni” vardır. Balkanlar’dan Ortadoğu’nun ve Afrika’nın derinliklerine, Orta Asya’dan Güney Asya’ya kadar önümüzdeki yılların en sarsıcı gelişmesi bu olacaktır. Türkiye, bu konuda gereken bütün düşünsel alt yapısını tamamlamış, kararını vermiş, yola çıkmıştır.Siyasi, ekonomik, savunma alanında hazırlıklarını, yatırımlarını, girişimlerini buna göre dizayn etmektedir. İçerideki dış müdahale unsurları bir bir temizlenirken, sınırlar Türkiye için güvenli hale getirilirken, ekonomiden siyasete, dış politikadan güvenliğe, toplumsal dayanışmadan yeni coğrafya okumasına kadar büyük iddialarla hareket edilmektedir.

“Yerli, milli devlet aklı” bin yılın bu yüzyıla taşınmasıdır

Bu aşamadan sonra; hangi alanda olursa olsun, “içeriden müdahale” ihalesine talip bütün çevreler, hangi fikir ya da düşünceden olursa olsun dışarıyla bağlantılı gizli gündemi olan her yapı, tasfiye edilecektir, edilmek zorundadır. Türkiye, bunları yaparken, küresel ölçekte güç haritasında yaşanan deprem niteliğindeki gelişmeleri okumuş, boşlukları görmüş, güç kaymasının hesabını yapmıştır.

“Yerli, milli devlet aklının olgunlaşması”nı sakın küçümsemeyin. Çünkü bu akıl, bir Selçuklu aklıdır, bir Osmanlı aklıdır, bir Cumhuriyet aklıdır, hepsinin toplamının 21. Yüzyıl’a taşınmış halidir. 20. Yüzyıl denetimi Türkiye için ortadan kalkmıştır. Bu denetimin kalkması Birinci Dünya Savaşı’nın bizim için yeni bittiği anlamına gelmektedir.

Bir Türkiye ekseninden söz ettim. Bu kurulmuştur, yakın gelecekte etkisini çok daha belirgin olarak göreceksiniz. Bugün her ne kadar coğrafya buna karşı ya da hazır değil gibi görünse de, varolan boşluk o kadar büyüyecek ki, Türkiye ekseni dışında hiçbir gücün oluşumu, bu boşluğu doldurma şansı olmayacaktır. Bugünlerde yüzyılların temelleri atılıyor. Çok köklü bir gelecek başlatılıyor. Bundan sonra her şey bu temeller üzerine inşa edilecektir.

Yeni çokuluslu operasyon, “Muhafazakar Müdahale..”

Bugüne kadar 20. Yüzyıl artığı olan, 20. Yüzyılın devamına dönük vesayet aracı olan hemen bütün muhalif ve müdahil çevreler sahaya sürülmüş, çok çetin mücadeleler verilmiş, Türkiye bu engelleri aşmıştır. Özellikle muhafazakar çevrelerin çok dikkatli olmaları, bir iç operasyon aygıtı olarak sahaya sürülme riskleri bulunduğunu bilmeleri gerekmektedir.

“Muhafazakar muhalefet” ve “muhafazakar müdahale” uyarıları bunun içindir. Çünkü bu yönde bazı arayışların varlığı hissedilmekte, gün geçtikçe “his” olmaktan çıkmakta, bir arayış ya da alttan alta bir “oluşum”a dönüşme eğilimi görülmektedir.

Türkiye’de, içeriden yapılacak bir operasyonun ana omurgası “muhafazakar” olmak zorundadır. Tek ihtimal bu kalmıştır. Bunu biz de biliyoruz, çokuluslu operasyon çevreleri de. Öyleyse muhafazakar/İslami çevre ve yapıların yerlilik testinden geçmesi zorunluluğu işte bu tehlikeden kaynaklanmaktadır. Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasındaki bazı örneklerin tekrar etmemesi için çok dikkatli olunmalıdır.

Ekonomik baskı, toplumsal huzursuzluk ve müdahale..

Son ekonomik saldırı, ülkemize yönelen ABD müdahalesi, dolar operasyonuyla ya da Rahip Brunson meselesiyle sınırlı değildir. Hesaplaşma devam etmektedir. Ekonomik savaş, ekonomiyi kilitleyerek toplumsal muhalefet oluşturmayı, bu muhalefet üzerinden müdahale planları yapmayı, tam da bu sırada “içeride ne kalmışsa, ya da 15 Temmuz sonrası kimlere ne tür ihaleler dağıtılmışsa, o çevreleri harekete geçirmeyi hedef almaktadır. Böyle olunca da ABD yönetiminden yeni hamleler, yeni kriz çıkışları gelecektir, buna hazır olunmalıdır.

Türkiye oyunu görmüş, milletimiz büyük bir dayanışma örneği sergilemiştir. Bu kenetlenme, sadece ABD’nin ahlaksız ekonomik saldırısından değil, 15 Temmuz benzeri “müdahale”nin anlaşılmış olmasındandır. Bu aşamadan sonra, ABD tarafından ne gelirse gelsin ülke teyakkuza geçmiş, psikolojik eşik atlatılmış, endişe cesarete ve dirence dönmüştür.

Erdoğan’ın meydan okuması dünyaya büyük cesaret verdi

Erdoğan’ın “Meydan okuyoruz” çıkışı, ekonomi yönetiminin akıllıca müdahaleleri, iş dünyasının dayanışması ve milletimizin tam bir seferberlik görüntüsü vermesi ülkemizin savunma hatlarının yerli yerinde olduğunu, dirençli olduğunu göstermiştir. Bu “Acımasız Direniş” bundan sonra da devam edecek, çokuluslu bütün müdahale girişimlerini rahatlıkla savuşturacaktır.

ABD ile mücadele eden tek ülke biz değiliz. ABD’nin tehdit ettiği tek ülke de biz değiliz. Küresel ölçekte tehdit haline gelen bir ülkeye karşı teyakkuz hali söz konusudur. Latin Amerika’dan Pasifik’e, bizim coğrafyadan Güney Asya ve Afrika’ya kadar yeryüzünün ezici çoğunluğu bu haydutluğa karşı ortak bir dil geliştiriyor, sesini yükseltiyor, adeta yakın cephe olmaya doğru gidiyor.

Sadece Çin, Rusya, Almanya, Türkiye, İran gibi ülkeler değil, ülke ülke değil, dünya genelinde ABD’nin sınırlanması, kontrol altına alınması ortak bir meseledir artık. Yıllardır devam eden örtülü ekonomik savaş açığa dönmüştür. Şimdi jeopolitik, siyasi hatta askeri alanda hesaplaşma başlamıştır. Çünkü yeni bir yağma, talan harekatı başlatan ABD, askeri açıdan da ülkeleri tehdit etmekte, çılgınlıklara hazırlık yapmaktadır. Bu durum, ABD gücünün durdurulmasıyla, sınırlanmasıyla, geriletilmesiyle sonuçlanacaktır.

“Yeni Amerikan Yüzyılı” diyenler şimdi yapayalnız

Soğuk Savaş’tan hemen sonra Yeni Amerikan Yüzyılı ilan eden, bu amaçla dünyanın yarısı ile savaş haline giren ABD, yerini, dünya için ortak tehdit haline gelen ABD’ye bırakmak zorunda kalmıştır. Bundan daha büyük gerileme olamaz.

Çünkü bütün iddialarını kaybetmiş, kredisini ve güvenilirliğini yitirmiş, tek başına kalmıştır. Sadece biz değil, tarih yapıcı bütün milletler ve devletler bugün böyle düşünmektedir. ABD’nin elinde terör ve zorbalık dışında hiçbir şey kalmamıştır. O da bunu yapmaktadır. İşte bu tükenişin göstergesidir. Bir imparatorluğun yalnızlaşması, insanlık için ortak tehdit haline gelmesi bitişidir.

ABD’ye karşı, Türkiye’nin direnci üzerinden bir küresel tavır gelişiyor. Sesler ve sözler güç kazanıyor. Çok geçmeden bu tavır güçlü bir siyasi reaksiyona, ekonomik tepkiye yol açacak, bu da dünya genelinde ABD için yıkım anlamına gelecek. Siz siz olun, o büyük hesaplaşmayı izleyin. Türkiye’nin mücadelesinin ne anlama geldiğini asıl o zaman anlayacaksınız.

ABD’nin eli Suriye’de kesilir! Bize yüzyılın cesareti düşüyor..

Biz, ülkemiz için, coğrafyamız için her türlü direnişe hazırız. Bunu herkes gördü, daha çok görecek. Ama asıl ABD, dünyanın sessiz öfkesinin nasıl bir tsunamiye yol açacağını görecek.

Bize yüzyılın cesaretini göstermek kalıyor ve bunu yapacağız! Tarih nasıl değiştirilir, coğrafya nasıl inşa edilir bir kez daha göstereceğiz! Bugün ekonomik direnci güçlendirmek için adımlar atılırken bir şey daha yapılmalı:

Çok acil biçimde, Suriye’nin kuzeyinde üç bölgeye daha yıldırım hızıyla operasyon başlatılmalı. Bakın o zaman ABD’nin hangi eli kesiliyormuş!

Doğu’nun yükselen güçleri, Batı’nın eski ortakları ve “Türkiye ekseni” gerçeği: Biz kimsenin sınırında jandarma olmayacağız!: İbrahim Karagül

Türkiye, “iki kıta arasında köprü”, “Batı’nın cephe ülkesi”, kendi coğrafyasında “Atlantik İttifakı’nın ileri karakolu” gibi stratejik değer tanımlamalarına sığmayacak bir ülkedir artık. Bugüne kadarki jeopolitik tanımlamaların tamamı devre dışı bırakılmalıdır.

Kendi vatanımız, kendi coğrafyamız, kendi tarihimiz, kendi gelecek hesaplarımız, kendi tehdit algılarımız, kendi çıkar ve önceliklerimize göre bütün tanımlamalar yenilenmelidir.

Batı çıkarlarına ayarlı tezler masaya yatırılmalı, Türkiye’nin “yeni durumu”na göre gözden geçirilmelidir. “Türk-İsrail Ekseni”nin bu ülkenin imhasına dönük bir proje oluğu nasıl anlaşıldıysa ve bundan vazgeçildiyse, Soğuk Savaş artığı güvenlik algılamaları, ittifak halkaları yeniden ele alınmalı, bazılarından derhal vazgeçilmelidir. Bu yöndeki “muhafazakar” bakış terkedilmeli, kurumsal akıl yenilenmelidir.

Mülteci sorunlarıyla kendileri uğraşsın..

Türkiye’yi İsrail’i korumak için seferber edenlerin niyetleri nasıl sorgulandıysa, bu ülkeyi ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinin koruma kalkanı haline getiren anlaşmalar, ittifaklar, planlamalar sorgulanmalıdır.

AB’nin ya da üyelerinin taşeronluğunu üslenecek, onlar adına sınırlarını koruyacak, mülteci akınını kendi topraklarında tutup AB’yi rahatlatacak bir ülke değiliz artık. Ne onların askeriyiz, ne sınır muhafızlarıyız, ne de Avrupa rahat uyusun dile uykumuzu kaçıracak bir ülkeyiz.

Bu aklı, bu duruşu, bu feraseti bütün coğrafyaya yaymalıyız

1950’lerden bu yana onlar adına savaştık, onların güvenliği ve refahı için öldük, onların beğenilerine göre birbirimizi boğazladık, dost ya da düşman olduk. Onların tercihlerine göre iç politikada taraf tuttuk, akrabalarımızla kavga ettik, birbirimize düşmanlaştık.

O dönem bitti, bitmeliydi de. Artık Washington için, Brüksel için, Londra ya da Berlin için alınan kararların, milletimiz için hiçbir anlamı yoktur, olmayacak da.

Biz, derin siyasi tarihimizden, coğrafya kimliğimizden, devletler geleneğimizden, yüzyıllara dayanan toplumsal ferasetimizden hareketle adımlar atmak, bir gelecek inşa etmek zorundayız. Bu aklı, bu duruşu, bu yürüyüşü bütün coğrafyaya yaymak, kavramlar ve dil üzerinden büyük bir çıkış, yenilenme, yerlileşme hazırlığı ve hareketi başlatmak zorundayız.

24 Haziran sonrası coşkulu bir gelecek

24 Haziran, ülkemiz için yeni bir tarihin başlangıcıdır. Devlet için, sivil ya da sivil olmayan bütün kurumlar için, siyaset, medya, entelektüel çevreler ve ekonomi dünyası için büyük çıkışların, yükselişlerin başlangıcıdır.

Öyleyse zihinlerimizden kurumlarımıza, savunmamızdan siyasi algılarımıza kadar derin, coşkulu bir dönüşümün temelleri çok sağlam atılmalıdır. Köklü bir temellendirme, yüz yıla, yüz yıllara uzanacak bir yeni bakış bütün kurumlarımıza yerleşmelidir.

Çünkü bugünlerde içinde bulunduğumuz durum, hal ve gerçeklik, büyük çıkışların, yükselişlerin, büyük devletler geleneğinin yeni bir örneğidir. Öncelikle zihnen bunu kabullenmemiz, kendimizi buna göre yeniden kurmamız yapılacak ilk şeydir.

Doğu’nun yükselen güçleri, Batı’nın geleneksel ortakları ve “Türkiye Ekseni” gerçeği

24 Haziran sonrası Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinde köklü değişiklikler, iyileşmeler olacaktır. Çünkü Türkiye’ye saldırganlıklarıyla bilinen ülkelerin bile pozisyonları değişecektir. Bu ülkenin artık geri döndürülemeyeceğini onlar daha şimdiden kabul etmiştir. Bugüne kadar uyguladıkları bütün yöntemler iflas etmiştir. Elleri zayıflamış, içerideki ortaklarının direnci düşmüş, inanılırlığı erimiştir.

Elbette ABD ile ilişkiler daha rasyonel bir zeminde devam edecek ama tek yanlı bağımlılık ilişkisi burada bitecektir. Elbette AB ile ilişkiler devam edecek ama Türkiye’nin tam üyeliği diye bir ideal artık bundan sonra olmayacaktır. Doğu’nun yükselen güçleriyle de Batı’nın geleneksel ortaklarıyla da ilişkilerimiz “Türkiye Ekseni” gerçeği üzerinden yeniden formatlanacaktır.

S. Arabistan’la yumuşama: BAE kötülüğü durdurulsun

Türkiye bunlarla ilişkilerini yeni duruma göre yeniden tanımlarken öncelikle yakın çevresiyle, coğrafyasındaki ülkelerle ilişkilerinde ciddi iyileştirmenin yollarını aramalı, kendisine yönelen husumetleri yumuşatmalı, ortak alanlar oluşturmalı, güven oluşturucu bir söylem üretmelidir.

Bu anlamda S. Arabistan, Mısır ve İran’la ilişkiler belirleyicidir. Özellikle bölgenin güçlü ülkesi S. Arabistan’la bütün güvensizlik alanları ortadan kaldırılmalıdır. Bu ülke siyasetinde Türkiye karşıtı dalgayı kırmanın, yumuşatmanın yolları aranmalıdır. Riyad yönetiminin, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) “Türkiye düşmanlığı” tezinin bölgeselleşmesini engellemede bir akıl olarak öne çıkabileceğini düşünüyorum. En azından bu denenmelidir.

BAE’nin, terör örgütlerini destekleme ve darbe girişimlerinin içinde olma, açıktan bu ülkenin Cumhurbaşkanı’nı hedef alma dahil, bir “kötülük abidesi” olarak bölgede fırtına estirmesinin önüne geçilmeli, bu yönde Ankara ile Riyad arasında söz konusu tehlikeyi zayıflatmaya dönük bir sıcak ortam oluşturulmalıdır.

Türkiye bütün bölgede yeni bir dalga oluşturmalı, bu dalga Batı’dan da Doğu’dan da güçlü bir şekilde hissedilmeli. Türkiye’nin ayak sesleri her yerden duyulacak derken bunu kastediyorum.

Hiç utanmıyorsunuz, değil mi? Yakında ABD/İsrail bayraklarını Mekke/Medine’ye çekersiniz siz.. Kudüs hepimiz için ortak vatandır!: İbrahim Karagül

Sen, Prens Muhammed Bin Zaid, sen, Prens Muhammed Bin Selman!

BAE’nin patronu karanlık adam, Suudi yönetiminin başındaki basiretsiz adam!

Hiç utanmıyorsunuz değil mi? Hiç nasıl aşağılandığınızı anlamıyorsunuz, değil mi? Hiç gurunuz, kişiliğiniz kalmadı değil mi?

İslam’ın, Müslümanların, bu coğrafyanın değerlerinin, İslam şehirlerinin bu denli aşağılanması, horlanması, yok edilmesi sizi utandırmıyor değil mi? Hiç böyle bir kimliğiniz kalmadı değil mi? Hiç böyle bir kişiliğiniz kalmadı değil mi?

Dün Kudüs’te yaşadığımız aşağılamanın altında ikinizin imzası var. Muhammed Bin Selman, Muhammed Bin Zaid, sizin, ikinizin imzası var.

Müslüman dünyayı sattığınız gizli anlaşma var. ABD ve İsrail’le yaptığınız pazarlık var. Kendi halkınızı, ülkenizi, tarihinizi, değerlerinizi peşkeş çektiğiniz o karanlık ilişki var.

Siz, İslam’ı, Müslümanları, Peygamber’İ bile sattınız..

Siz, iki Arap ülkesinin lideri, siz, o ülkelerin başına atanmış adamlar!

Siz ABD-İsrail istihbaratının aparatları!

Siz efendilerinin sözünden çıkamayan zavallılar, köleler!

Siz bu coğrafyanın hainlerisiniz. Arap ulusunu sattınız, coğrafyayı sattınız, o muhteşem şehirleri sattınız, İslam milletini sattınız, İslam tarihini sattınız. Siz, Hz. Muhammed’i (SAV) sattınız.

Siz, birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlerle birlikte İslam’ı ve Müslümanları vuranlardan daha büyük hainler olarak tarihe geçeceksiniz.

Siz S. Arabistan’ı sattınız, Körfez ülkelerini sattınız, Filistin’i sattınız, kendi onurunuzu, ailenizi, vatanınızı sattınız.

Dün Kudüs’te düzenlenen tören, o devir teslim sizin sayenizde oldu. Dün o şehitlerin kanı sizin ellerinize bulaştı, yüzünüze sıçradı. O katliam, sizin onayınızla yapıldı. Onlar Kudüs şehitleri olarak anılacak, siz Kudüs hainleri olarak anılacaksınız.

Çok yakında Mekke ve Medine’ye ABD/İsraİl bayrakları çekersiniz

Ama siz, sadece Kudüs’ü satmakla kalmadınız. Siz, Mekke’yi, Medine’yi de sattınız.

O gizli anlamalarınızda onlar da var. Kabe de var, Medine de var, Mekke de var. Siz, İslam’ın kutsallarını satanlar, bu iki şehri satanlar, rehin verenler olarak tescil edileceksiniz, tarihe öyle geçeceksiniz.

Yakında o iki şehre, Amerikan bayrakları çekersiniz. İsrail, İngiliz bayrakları çekersiniz. Kabe’nin tepesine ABD, saat kulesine İngiliz, Peygamber kabrine İsrail bayrağı çekersiniz. Siz, bunu yaparsınız.

Yakında o kirli anlaşmalar da, uzlaşmalar da ortaya çıkacak. Yakında ABD ve İsrail istihbaratı ile ne dolaplar çevirdiğiniz ortaya çıkacak. Yakında İslam’ın kutsal şehirlerini neyin karşılında peşkeş çektiğiniz ortaya çıkacak.

Siz, bu coğrafyaya sığamayacaksınız..

İşte o zaman, bırakın kendi ülkenizi, bu coğrafyaya sığamayacaksınız. Bu topraklara sığamayacaksınız, mezarlarınız için bile yer bulamayacaksınız.

Bir avuç Filistinli size rağmen, ABD/İsrail’e rağmen cesurca direnirken, Kudüs’ü korumaya çalışırken kurşunlarınızı bu insanlara sıkmanın bedeli çok yakında ortaya çıkacaktır. Saltanatlarınız başınıza çökecek.

Biz ABD’ye kızarız, İsrail’e kızarız, onlarla mücadele ederiz, onlara kin tutarız, yeryüzünün her köşesinde onlarla hesaplaşırız. Ama biz, ihaneti, satılmışlığı en büyük kötülük görürüz. Sizi onlardan daha büyük günahkar, daha büyük kötülük temsilcileri olarak ilan edeceğiz.

Sizin için o gün kıyamet kopacak

S. Arabistan halkı henüz ne olduğunu bilmiyor. Körfez’dekiler bilmiyor, Arap ulusu bilmiyor, İslam milleti o karanlık dosyalarınızı henüz bilmiyor. Bildikleri, anladıkları zaman sizin için yer yerinden oynayacaktır. Büyük bir öfke ve hınçla yüzleşeceksiniz. Bunu asla unutmayın. Sizin için kıyamet o gün kopacak, unutmayın.

İslam topraklarına işgalcileri taşıma rolünün ne olduğunu, size yüklenen misyonun ne olduğunu, onursuzca hangi görevleri ifade ettiğinizi biz biliyoruz. Yakında herkes bilecek, duyacak.

Filistin halkının gözünde suçlusunuz, Kudüs’ün gözünde suçlusunuz, Mekke-Medine’nin gözünde suçlusunuz siz.

Yüz yıl sonra ikinci işgal bu… Şimdi direnişi yayma zamanı

Sayenizde Kudüs 101 yıl sonra ikinci kez işgal edildi. İslam’ın kalbi, yüz yıl önce İngiltere tarafından işgal edilip İsrail’e hediye edildi. Bizler Gazze savaşlarını unutmuşken, hafızalarımız silinmişken, Anadolu gençlerinin oralarda direnişlerini hatırlamıyorken onlar Kudüs’ü, Kudüs’le birlikte bütün Müslüman dünyayı aşağılıyordu.

Yüz yıl sonra bu sefer bu iki liderin ön ayak olmasıyla ABD ikinci işgali gerçekleştirdi. Yine bütün İslam dünyasını aşağılama üzerine kurgulu bir işgal izliyoruz. Yine arkasında coğrafyanın hainleri var.

Şimdi direniş zamanı. Müslüman dünyanın, Orta Afrika’dan uzak Asya’ya kadar bir direniş halkasını büyütmesi, bir direniş dilini güçlendirmesi, kenetlenmesi, el ele vermesi zamanı. ABD ve İsrail’e direnirken aslında coğrafyanın hainlerine de direnme zamanı.

Kudüs’ü savunmayan vatanını savunamaz..

Arap sokakları için isyan zamanı. Daha fazla zarar görmeden, daha fazla Müslüman ülke yıkıma uğramadan, daha fazla şehir harabeye çevrilmeden, daha fazla istila yayılmadan, Arap ulusu kendi vatanlarını kendi liderlerinden kurtarmak için harekete geçmeli.

Kimse silahlarına güvenmesin, tanklarına/füzelerine güvenmesin. Siz, Selman ve Zaid, ABD desteğine, İsrail desteğine, milyar dolarlarınıza güvenmeyin. Bu işgalde kimin payı varsa bedelini ödeyecek.

Şimdi onların sistemlerini felç etme zamanı. O ihanet anlaşmalarını yok etme zamanı. Şehir şehir, sokak sokak harekete geçme zamanı. Büyük ihanetin kapılarını kapatma zamanı. Büyük bir coğrafya direnişine güç verme zamanı.

Unutmayın, bugün Kudüs için bir şey yapamazsak yarın Mekke için de, Medine için de yapamayacağız! Yarın vatanımız için de bir şey yapamayacağız.

En sıcak Haziran. Alexandre de Rothschild yeni BARON : Ergün Diler

Biraz geri gidelim… 6 EKİM 2017 tarihine…
Ne yazdık hatırlayalım… “Trump döneminde 59 ülke ile silah anlaşması imzalandı. Obama, 8 yıllık döneminde geçmiş anlaşmaların dışında 7 ülke ile anlaşma imzalamıştı… Kuzey Kore lideri için de ‘deli’ deniyor. Pentagon’un emrindeki bir ülke ve bir lider. Kuzey Kore, 40 yıldır Pentagon’un emrinden çıkamaz.
Rothschild ailesi, yıllardır bunu kırmak için büyük çaba harcadı ama başaramadı… Pentagon, para gücünü de arttırıyor.
Kuzey Kore’ye, hidrojen bombasını veriyor ve ‘deneme yap’ diyor.
Ardından 3 Eylül’de Kuzey Kore bomba denemesi yapıyor. Ardından Japonya ve Güney Kore’ye 500 milyar dolarlık silah anlaşması yapıyor. Oyun kuruyorlar ve sonuç alıyorlar! ABD’nin son dönemdeki silah anlaşmalarına dikkat ederseniz, hep Pentagon’un hamlelerini görürsünüz. Rothschild ailesinin finans gücüne karşı, silah anlaşmalarının daha da arttığı ortada!” Yani Pentagon ile KUZEY KORE arasındaki görülmeyen ilişkiyi yazdık.
Peki şimdi ne oldu? Ne ortaya çıktı?
DIŞİŞLERİ Bakanlığı’na yeni atanan Mike Pompeo’nun bu ayın başında KUZEY KORE’ye giderek ülkenin lideri Kim Jong-un ile görüştüğü iddia edildi. Bunun üzerine ABD Başkanı Donald Trump’ın, Kuzey Kore lideri Kim ile Amerikan yönetiminin üst düzey yetkililerinden birilerinin görüştüğünü ifade etti. Etmek zorunda kaldı. Washington Post da bu ismin POMPEO olduğunu ilan etti. KABUL ETMEK ZORUNDA KALDILAR ! Demek ki bize gösterilen her sahneye inanmayacakmışız! İŞİN İÇİNDE BİR İŞ OLACAĞINI HİÇ UNUTMAYACAKMIŞIZ! Aksi halde duvara toslarız…
Devam…
ABD’nin, PENTAGON’un DÜŞMAN (!) Kuzey Kore ile ilişkisi böyle… Burada da yine ortaya çıkan tablo aynı. Pentagon AİLE ile yani ROTHSCHILDLER ile çatışıyor… Peki aile boş mu duruyor?
Hiçbir şey yapmıyor mu? Oturup kaderine razı olacak halleri de yok. AMA NE DÜŞÜNÜYORLAR ? Bu noktaya yoğunlaşalım biraz…
David de Rothschild, Evelyn de Rothschild ve Jacob Rothschild… Daha önce de bu isimlerden söz ettim. Bu isimler bugün için ailenin en güçlü figürleri.
Koca imparatorluğu taşıyan bunlar.
Ancak yaşları da ilerledi.
Handikap oluştu.
Bu nedenle son dönemde öne çıkan, bir adım ileride olan Nathan Rothschild’ti… Ailenin DÜNYA FİNANS SİSTEMİNDEKİ rolünü anlatmama gerek yok. Çok yazdık çizdik. Muazzam bir aile. Her yere yeten gücü var. Bunu da gösteriyorlar zaten! Görene tabii… Bu güçle birlikte etki alanı sürekli büyüyen aile, ilk kez büyük saldırı altında. Kimileri bunu kuşatma olarak görse de gerçekte saldırı ile karşı karşıyalar.
Hem de çok ciddi ve planlı saldırı…
Görülen zaruret üzerine AİLE toplandı.
Ve karar aldı. Alınan karar çok uzun zaman sonra hayata geçirilen farklı bir hamleydi.
Aile 7 kuşak sonra tarihi bir karar aldı.
Jacob Rothschild, Evelyn de Rothschild ve Nathan Rothschild’i geri plana çekti.
Alexandre de Rothschild’i yeni BARON olarak atadı.
Alexandre de Rothschild ile çok önemli ve gizli bilgi bulma şansınız yok. Alexandre de Rothschild, 37 yaşında. Ancak 80 yaşındaki bir Rothschild tecrübesine sahip.
ÖNEMLİ OLAN DA BU! Yaşadıkları, deneyimleri inanılmaz…
Baron David de Rothschild ile Barones Olimpia Anna Liliane de Rothschild’in oğlu olarak 1980’de dünyaya geldi.
Çocukluğundan itibaren her Rothschild üyesi gibi özel yetiştirildi.
ESCE International Business School’dan en üst düzey nişanla mezun oldu.
Bu okul, işletme alanında dünyanın en iyisiydi. Resmi olarak Rothschild’in görünmemesine rağmen Argan Capital ve New York’ta Bear Stearns Yatırım Bankacılığı’nda olağanüstü projeleriyle, ailenin finans sisteminde değişikliğe gitmesini sağladı. N M Rothschild & Sons Limited, Bouygues SA, Northacre PLC, Rothschild Bank AG, Argan Capital Advisors LLP, Five Arrows Managers SAS ve Five Arrows Principal Investments şirketlerinde yönetim kurullarında en önemli karar alıcı oldu…
Neyse…
Evelyn de Rothschild, Washington’ın her kılcal damarını bilir.
Washington’daki siyaset dünyasındaki herkesin gizli toplantılarından haberi olur. Jacob Rothschild de Londra’da her şeyi bilir.
Kraliçe II. Elizabeth’in başının ağrıdığını bilir, kullandığı ilacın ismini bile belirler.
Kraliyet Ailesi’nin mutluluğundan da üzüntüsünden de haberdardır.
Çünkü üzüntüyü de sevinci de Kraliyet ailesine gönderen Jacob Rothschild’dir.
Alexandre de Rothschild, hem Washington’ı hem de Londra’yı biliyor.
Çünkü hayatının son 20 yılı Evelyn de Rothschild ve Jacob Rothschild’in yanında eğitimde geçti.
Washington ve Londra için büyük sorun 17 Mayıs tarihinde başlayacak.
İşleri daha da zorlaşacak!
Çünkü o gün Alexandre de Rothschild, resmi olarak görevi devralacak. İlk olarak Kraliyet ailesinin etkin olduğu off-shore adalarındaki ailenin 1 trilyon dolar, Çin’e akacak. Çin, 1 trilyon dolarlık bir para girdisiyle, ABD’nin en ciddi rakibi haline gelecek. İkinci adım ise daha da önemli!
Çin’in Amerikan fonlarındaki parası da Pekin’e doğru yola çıkacak.
Hazırlığı yapıldı çünkü! Amerikan fonlarındaki 1 trilyon doları aşkın Çin parasının ABD’den çıkması için Alexandre de Rothschild’in imzası yeterli.
Zaten FED üzerinde ailenin etkisi büyük! Bir de son atamalarla çok büyük adım atmak üzereler! ABD Başkanı Donald Trump, Richard Clarida üzerinden yani FED Başkan Yardımcılığı üzerinden önemli adım atmak niyetinde.
Tabii Richard Clarida’nın engellenmesi için birçok adım atılıyor. Bu da SIR değil! FED Başkanı Jerome Powell ve Bankalardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Randal Quarles de göreve yine Trump tarafından atanmıştı.
Bu üç isim de Rothschild ailesine bağlı isimlerdi. Richard Clarida’nın da son halka olarak göreve getirilmesiyle birlikte, Çin’e transfer edilecek 1 trilyon dolar için plan tamamlanmış olacak.
Şu an KİLİT İSİM CLARIDA!
Clarida istediği gibi adımları atar, hamlelerini sıralarsa oyun tamamlanacak!
ÖYLE BÖYLE DEĞİL HEM DE!
Clarida’nın devreye girmesiyle birlikte ABD’den 1 trilyon dolar gider! Gittiği anda, ülke tarihinin en büyük ekonomik krizi yaşanır. Bunu bilmek için de EKONOMİST OLMAYA GEREK YOK!
Ardından da bu kriz Avrupa’yı da etkiler. ABD’de hiçbir güç, 1 trilyon doların hesabını veremez. David de Rothschild, Evelyn de Rothschild ve Jacob Rothschild bu kararı alması için Alexandre de Rothschild’i tarihi göreve hazırladı. Trump’ın Çin konusunda aldığı vergi arttırımı, Pentagon’a karşı bir operasyondu. Çünkü Çin’in ABD’ye karşı atak yapması, 1 trilyon dolarını geri çekmesi için bir neden gerekiyordu ve Trump bunu onlara hediye etti.
Mayıs ayı itibariyle dünya yeni rotasına yol alacak.
Birçok ülke artık tarihi kararını vermek zorunda kalacak.
Paranın mı silahın mı daha etkili olduğunu Mayıs itibariyle göreceğiz. Eğer ABD, güçlü kalmak istiyorsa Rothschild ailesiyle anlaşmak zorunda. Başka seçeneği yok.
Londra ise, Kraliçe II. Elizabeth’in jübilesini mayıstan sonra görecek…
AKDENİZ de ORTADOĞU da AFRİKA da MAYIS’tan sonra son şeklini alacak.
Zaten bu arada TÜRKİYE de tam o tarihlerde seçime gidiyor!
24 HAZİRAN’da…
Dünyada olup bitenlerden ayrı kalamayız. Farklı bir galakside yaşasak bile böyle güçlerin kavgası bizim herkesi etkiler. Etkileyecektir.
Bunu da göreceğiz…
Ama kazanan TÜRKİYE olacak.
Bu net!.

PKK yerine sizi mi ikame ediyorlar? Sakın buralara gelmeyin, rezil olursunuz!: İbrahim Karagül

Afrin operasyonundan sonra Türkiye Fırat’ın Doğu’suna yönelecek korkusuyla yeni bir “Panik Operasyon Planı” hazırlanmış. ABD, İngiltere ve İsrail, Türkiye o tarafa yönelmeden bir “Arap Gücü” oluşturup terör kuşağı olarak planladığı bölgeye yerleştirecekmiş. PKK yerine, PYD yerine, DEAŞ yerine bu sefer devletler ikame edecekmiş.

S. Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) askerlerinden oluşan bir güç bölgeye yerleştirilecek ve Türkiye’nin önü kesilecekmiş. Orada terör değil mesele biz biliyoruz, orada uygulanan plan tamamen Türkiye’nin güney kapılarını kapatmak, ülkemizi durdurmak, güneyden sıkıştırmaktır, biliyoruz. Orası bizim için yüzlerce kilometre boyunca uzanan bir “cephe” olarak tasarlanmıştır. Fırat Kalkanı ve Afrin operasyonuyla Türkiye işte bu “cephe”yi yarmıştır, biliyoruz.

“Arap-Türk savaşı” çıkarmak istiyorlar

PKK, PYD ve DEAŞ yetmemiş olacak ki, bu sefer bölge ülkelerini Türkiye’nin karşısına sürüyorlar. Onlar eliyle Türkiye’yi çevrelemeye çalışıyorlar. Bu çok tehlikeli, bütün bölgeyi dinamitleyecek bir büyük hesabın ilk adımlarıdır.

Bu plan, bir tür “Arap-Türk savaşı” hesabı yapanların kötü niyetlerini içeriyor. Bu plan, bütün bölgeyi Arap ve Arap olmayan Müslümanlar olarak ikiye ayırmanın en ciddi çıkışlarından biridir. Coğrafyada derin bir bölünmenin, yeni bir cepheleşmenin işaretlerini veriyor.

Bunu yapmayın, terör destekçisi olacaksınız

Bu ülkelere sesleniyorum: Sizi PKK yerine ikame edecekler. Terör örgütlerine verdikleri rolleri şimdi size öneriyorlar. Hadi bunlara “hayır” deyin!

O plana uyarsanız açıktan terör destekçisi ülkeler olacaksınız. PKK ve PYD’nin arkasındaki güçler olarak bilineceksiniz. Her ne kadar, 15 Temmuz dahil, Türkiye’yi karşı bütün girişimlere destek verdiğinizi biliyor olsak da, işi bu kadar açıktan yapacağınızı yine de düşünmüyorduk.

Bu projede yer alırsanız, Türkiye’ye karşı açıktan cepheye sürülmüş olacaksınız. Bundan sonra ülkemize yönelik bütün terör saldırılarından sorumlu tutulacaksınız. Ülkemize karşı “cephe kurmak”la itham edileceksiniz.

“Türkiye’yi durdurma” planı sizin için tuzaktır

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman ve BAE Veliahtı Muhammed Bin Zaid üzerinden bir tuhaf Arap milliyetçiliği dalgası oluşturuldu. Bu bir İngiliz projesidir. ABD eliyle, İsrail’in çıkarları doğrultusunda uygulanmaktadır. Onlara “İran sizin için tehdit” diyorlardı. Şimdi; “Türkiye tehdit”, “Türkiye’yi durdurmalıyız” diyorlar, Osmanlı vurgusunu işliyorlar.

Bu ülkelerin Suriye’nin kuzeyine asker göndermek istemelerinin Suriye ile hiçbir alakası yok. Suriye onları istemez, Türkiye istemez. Sadece ABD ve İsrail istiyor. Onların niyetleri de Türkiye’yi çevrelemek. Mesele budur. Bu planın İran’la da hiçbir alakası yok. Eğer mesele İran ise, o zaman Irak’a gitsinler, orada yerleşsinler, en azından Irak’ın kuzeyine gitsinler. Neden Suriye’nin kuzeyine gelecekler, bunun meşru bir açıklaması yok.

Sakın yapmayın? Sizi sınırlara sürüp kalbinizi rehin alıyorlar

Söylem şu olacak: “Teröre Karşı Arap Gücü”nü bölgeye yerleştirmek. Öyle pazarlayacaklar. Oysa oradaki bütün terör örgütleri ABD’nin müttefiki, bunu bizzat kendileri ilan etti. Peki ne olacak şimdi? S. Arabistan, Mısır ve BAE Türkiye’ye ne diyecek? “Sizi sınırlarınızdan tehdit edeceğiz” mi diyecekler? O zaman İran’ın Yemen’den S. Arabistan’ı çevrelemesine biz nasıl, hangi tezle karşı çıkacağız?

Sakın buraya gelmeyin, asker göndermeyin, ABD-İsrail eliyle Türkiye’yi dövmeye kalkışmayın, sınırlarımıza yerleşmeyin, bunu terörle mücadele diye yutturmaya kalkmayın. O güç orada duramaz, dayanamazsınız, sonuçları sizin çok çok küçük düşürücü olur. Arap milletini ABD ve İsrail’in tetikçiliğine kurban vermeyin, bir Müslüman topluma, ülkeye karşı cepheye sürmeyin. Sizi maceraya sürüklüyorlar. Arap topraklarının sınırlarını koruma söylemiyle çevreye yayıyor, Müslüman ülkelerle karşı karşıyla getiriyorlar. Bunu yaparken de ne yapıyorlar, biliyor musunuz? Arap milletinin kalbini, merkezini rehin alıyorlar.

Türkiye’ye ihtiyacınız var? Sizi içeriden işgal ediyorlar

Ülkeleriniz tam bir garnizona dönüşürken, yabancı orduları bu topraklarda ağırlarken, onlara öncülük edip yer gösterirken, devletleriniz devlet olmaktan çıkıp örgüte dönüşecek, birilerinin oyuncağı haline gelecek ve meşruiyetleri çok daha yüksek sesle sorgulanacak.

Türkiye sizin için tehdit değil. Türkiye’ye ihtiyacınız var. Bunu şimdi anlamıyor olabilirsiniz ama birkaç yıl içinde o ölümcül gerçeği anlayacaksınız. Arap gençlerini ABD ve İsrail’in cepheden cepheye sürdüğü zavallı durumlara düşürmeyin.

Sizi içeriden işgal ediyorlar, Arap dünyasının sınırlarında nöbet tutsanız ne anlamı var, kalbinizi, ciğerinizi söküyorlar, asıl sizi imha etmeye çalışıyorlar. Sizi Türkiye değil, beraber olduklarınız tehdit ediyor, onlar işgal ediyor. Dışarıda ordu kursanız ne olur!

Hac için ABD’den, İngiltere’den, İsrail’den mi vize alacağız artık!

Bu böyle devam ederse “İslam’ın kutsal bölgeleri tehdit altında” kanaati yaygınlaşacak, bütün Müslüman dünyaya yayılacak ve bambaşka bir mesele öne çıkacak.

Bir süre sonra Müslüman dünyanın Hac ziyareti için ABD’den, İngiltere’den, İsrail’den vize mi onaylatması gerekecek, bu nedir? Bunun nasıl bir depreme yol açacağını düşünüyor musunuz?

Bugüne kadar oralarda yapılan bütün kirli işler sizin üzerinize kalacak. PKK gibi PYD gibi terör örgütlerin patronu siz görüleceksiniz. Terörü finanse etmekle, Türkiye’ye karşı kullanmakla siz suçlanacaksınız.

Afrin’deki o silahların, silah depolarının parasını sen mi verdin Zaid?

Afrin’de gördüğümüz o yeraltı labirentleri o siperler, tüneller, sizin paralarınızla mı yapıldı? O ihaleyi sana mı verdiler Muhammed Bin Zaid. Türkiye ile nasıl bir savaş hazırlığı yapıyordunuz? O bir orduya yetecek silahların parasını sen mi ödedin? ABD ve İsrail talimat verdi o beton koruganları, o silah depolarını sen mi yaptırdın?

Gittik, gördük; tamamen NATO standartlarına göre yapılmış, devletten devlete savaş hazırlığı olan o yeraltı depolarını, kilometrelerce beton tünelleri ABD ile birlikte sen mi yaptın?

Bunlar ağır ithamlar çok ağır cürümler. Türkiye sınırında sizin ne işiniz var? Bu ülke ile savaş halinde misiniz? Kimi kime karşı koruyacaksınız? Kime karşı tacizlere girişiyorsunuz? Bunun İran’la hiç alakası olmadığını bilmiyor muyuz sanıyorsunuz. Size “Arap-Türk savaşı dayatanlar bütün coğrafyayı imha etmenin planlarını yapıyor, anlamıyor musunuz? Anlıyorsunuz, biliyoruz ama bile bile bir yabancı istila projesinin öncülüğünü yapıyorsunuz.

Rezil olursunuz, söylemiş olalım..

Selman ve Zaid, çok kötü bir oyunun içindesiniz. Bu coğrafyayı ikinizin eliyle imha edecekler bu artık anlaşılmıştır. Birer coğrafya düşmanı ilan edileceksiniz. Eğer barış istiyorsanız, asker gönderecekseniz Gazze’ye gönderin, Batı Şeria’ya gönderin. Filistin halkını Filistin’i koruyun. Yapabilir misiniz?

Her ne yaparsanız yapın ama sakın o terör kuşağına gelmeyin. Sakın Türkiye’ye karşı konumlanmayın. Sakın PKK/PYD’nin patronluğuna soyunmayın. Sakın ABD’li paralı asker şirketleri eliyle, o katiller sürüsü eliyle Türkiye ile savaş yürütebileceğiniz inancına kapılmayın. Rezil olursunuz, söylemiş olalım..